Bugün, yıllar sonra yeni bir yazı yazmak üzere masa başına geçtiğimde, son yazımı neşrettiğim Haziran 2023’ten bugüne hem dünyanın hem de kendi hayatımın ne kadar değiştiğini düşünürken buldum kendimi. Bir müddet önce beklenmedik gelişmeler, beklenmedik bir zamanda, beklenmedik düşüncelerle karşı karşıya bırakmıştı beni. Şimdi bütün bunlar kendiliğinden bir neticeye ulaşıyor gibiydi.
Her şeyden önce, en mühim karar anlarında bile büyük hayalleri ardında bırakmaya yanaşmayan hülyâperver tarafımın (bugün “acemî müellif” diyeceğim ona) sesini son yıllarda bastırmış olduğumu fark ettim. Yakın zamanda bir kez daha buna kalkışmış, hatta bu sefer nihâî hükmümü vererek onu müebbeden mahkûm ettiğimi düşünmüştüm. İlk birkaç gün huzurlu, hatta belki de kurtulmuş hissettim. Fakat sonra hayallerimin hasretini çekerken yakaladım kendimi. Aylar, belki yıllar sonra, eski yazılarıma muhteriz bakışlarla göz gezdirmeye başladım: Sistem, Kendini Kurtarmak, Nüzhet…
Bugün bu yazıların acemî müellifinden daha iyi olduğum sâhalar muhakkak mevcuttu. Ama onun benden üstün olduğu taraflar da az değildi. Kendi yazılarım şimdi beni hesaba çekiyor ve yeni bir başlangıç için yüreklendiriyordu sanki.
Anlaşılan o ki, acemî müellife, uzun yılların ardından tekrar karşılaştığım bu eski dosta, bir daha dönmemek üzere gitmesini buyurmak şimdiden sonra hiç kolay değil. Üstelik bu takdirde meziyetlerimin büyük kısmını beraberinde götüreceğini de görüyorum. Çâresiz, onun dönüşünü kabul etmeye, son yıllarda edindiğim müktesebât ve tecrübeyi onun hissiyât ve cesâretinin yardımına sunmaya karar verdim.
Akıl, yıllar süren bir hâkimiyet kavgasından sonra tahtı gönle teslim etmeye râzı oldu. Buna mukabil, gönül de aklın vezirliğini kabûl etti. “Akıl padişahtır gönül vezirdir” parolası, dışarıdan (aslında her birimizin dışından) desteklenen muhâlif düşüncelerim nezdinde bir ideal olma vasfını muhtemelen koruyacaktır. (Aklı bu cümlelerde “modern” mânasıyla kullandım elbette.) Bununla beraber, son yıllarda herkes gibi benim de dehşetle tâkip ettiğim ve mânâlandırmaya çalıştığım hâdiseler, selîm aklın da ancak selîm kalb ile kāim olabileceğine dâir inancımı güçlendirdi ve zihnime tamamen hâkim kıldı. Böylelikle, “Buhran” ve “Nüzhet”in acemî müellifi, bu sefer kalıcı olarak geri dönmüş oldu. Allah encâmını hayreylesin.
Bununla beraber, sürgünün ona çok şey öğrettiği de bir hakikat. Sistem’in kendi hayatlarımızdaki tahakkümünü kırmaktan bahseden müellif, uzlet ve uzun tefekkürler tavsiye ederken aksiyon ve tesânüdün (dayanışmanın) gereğini hakkıyla kabûl ve îfâ etmek için daha fazla çalışabileceğini kabûl etti. Zihni “bu şehirden, bu devirden*” eskisi kadar uzak değil artık.
II
Kurduğu dünya sarsılmaya başlayınca şatosundan çıkmaya mecbûr olan sistem sahiplerinin hiç hesapta olmadan gün ışığına yakalanarak ifşâ olmaları, “her soru işaretine komplo teorisi muâmelesi yapma”nın** insanlar nezdinde “havalı” bir tavır olmaktan çıkmasını sağladı. Suçlarını hiçbir felsefenin aklayamayacağı veya hafifletemeceyeceği kötü insanların gerçekten var olduğunu artık hepimiz görüyoruz. Kötülük, dalgalar hâlinde iki yandan – şarktan ve garptan – üzerimize doğru geliyor, bizi karanlık bir girdabın içine doğru çekiyor. Ne iyi olabilmek ne de iyi kalabilmek çabalamadan mümkün. Kötülüğe bulaşmak için hiçbir şey yapmamak yeterli hâlbuki.
Bildiğimizi sandığımız hâlde bilmediğimiz bir dünya, onu “bilmeye” başlamamızla beraber artık mâzi oluyor. Takvim yapraklarının dökülmesi bu sefer bilmediğimiz yeni bir dünyanın yaklaştığını haber veriyor. İstikbalde bizi ne beklediğini bugünden göremesek de arkamızda yası tutulacak bir geçmiş bırakmadığımızı biliyoruz.
Çünkü bu dünyada refâhın, hatta hayat hakkının, ancak sessizlik ve inkıyâd (boyun eğme, itâat) gösterenlere veya en azından sistemin menfaatlerine tehdit oluşturmayanlara şimdilik sunulduğunu, birçoğumuzun üzerinde güvenli hayatlar sürdüğü yeryüzünün altında sayısız mazlûmun yatmakta olduğunu keşfettik. Birilerinin bize biçtikleri rolü oynamayı kabul etmediğimiz takdirde aynı cinâyetlerin bize de revâ görüleceğini anladık. Kurbanlar lânetlenirken kātillerin tesellî edilip mükâfatlandırıldığına şâhid olmak, Hakikat’in mevcûdiyetini ve kudsiyetini bize yeniden hatırlattı. Holokost’un dehşetinden başka gerçek, görünenden başka hakikat, sahnedekinden başka aktör, çözülmeden başka yol olmadığına inandırılmış bir dünya Hakikat ile tanışıyor. Ve Hakikat’in, uğruna mücâdele verilmesi gereken bir emânet olduğunun farkına varıyor.
Suçluları işaret etmekten çekinmeden, adalet talebinden vazgeçmeden ve ferdiyetçi kayıtsızlığın ağlarına tekrar takılmadan birleşme ve mücâdele etme zamanı şimdi. Herkesin kendi kābiliyetini kuşanmasını ve yeri geldiğinde kullanmasını gerektiren bir mücâdele bu. Muhkem duvarlarının ardından çaresiz çığlıklar işittiğimiz zulüm cephelerinin tamamen yıkıldığını, enkazlarının üzerinde daha iyi bir dünyanın yükseldiğini görür müyüz, bilmiyorum. Ancak vazifemizi biliyorum: Uyanmakta olan bir dünyanın yeniden uyutulmasına izin vermemek.
Acemî müellif, insâniyet cephesine bir nefer olarak kabul edilebilmek ümidiyle, uzletgehinden çıkıyor. Korku ve endişeden tamamen hâlî olduğu söylenemez. Yalnız, vakti geldiğinde hem kendisine hem de tanıdığı ve tanımadığı dostlarına yardımcı olacağı ümidiyle, beş yıl öncesinin büyülü bir gecesinde, “semâyı süsleyen ışık perdelerinde***” yankılanan o mısrâları tekrarlıyor:
“Hayfdır şâh iken âlemde gedâ olmayasın
Keder-âlûde-i ümmîd ü recâ olmayasın
Vâdi-i ye’se düşüp hîç ü hebâ olmayasın
Yanılıp rehrev-i sahrâ-yı belâ olmayasın”
Yılgınlığa ve yeise (ümidsizliğe) kapılmamalıyız. Adâlet ve insâniyet uğruna mücadele verenler mutlaka galip gelecekler. Biz sâdece onların arasında olmaya – ve orada kalmaya – çalışalım.
Notlar
* “Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta.” Yahya Kemâl’in bu mısrâını son yıllarda hayat felsefem kabul etmiştim. Elbette ki kasdım, dünyada olup bitenleri umursamadığımı değil, mütemadi enformasyon yağmuruna karşı zihnimi korumayı prensip edindiğimi ifâde etmekti. Bunu daha evvel “modern çağda uzletgüzîn olmak” şeklinde tarif etmiştim. Ancak artık bu prensibimi “bu devirden” uzak durarak değil, kararlı bir mukâvemet göstererek hayata geçirebilmeyi umuyorum.
** “Tarihe Not Düşmek: Coronavirus ve Düşündürdükleri” isimli yazımdan.
*** “Nüzhet: Kendini Bulma Yolculuğu” isimli hikâyemden.