Buzdağının Görünen Yüzü: Adelsonlar ve Amerikan Siyasetinde İsrail Nüfûzu

Amerikan sağının önde gelen seslerinden biri olan gazeteci Tucker Carlson, son zamanlarda İsrail’in Amerikan siyâseti üzerindeki nüfûzunu sorgulayan programlar hazırlıyor. Bu tavrını, “America First” anlayışına dayandırıyor. Yani Amerika’nın Amerikalılar tarafından ve öncelikle Amerikalılar için idâre edilmesi gerektiği inancına. Bilhassa 7 Ekim sonrasında açığa çıkan gerçeklerin de gösterdiği gibi, ABD siyasetinde köklü bir inkılap çağrısı bu. Seçim kampanyası boyunca “America First” sloganını dilinden düşürmeyen Donald Trump, aykırı görüşlerini cesaretle dile getiren Carlson’ı aforoz etmekte gecikmedi.

Tucker Carlson, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile yaptığı röportajı 20 Şubat’ta neşretti. Daha önce iki kez cumhuriyetçi partinin başkan namzedi olma teşebbüsünde bulunan ve Arkansas valiliği de yapan Mike Huckabee, kendisini “Hristiyan Siyonist” olarak tarif ediyor ve uzun yıllardır İsrail’in Amerika içindeki ellerinden biri olmayı sürdürüyor. Bütün bu sebeplerle, aslında Amerika’nın değil İsrail’in elçisi sayılması gerektiği çokça konuşuluyor.

Tucker Carlson’ın (solda) Büyükelçi Huckabee (sağda) ile yaptığı röportaj bugüne kadar 4,3 milyondan fazla kişi tarafından seyredildi ve farklı ülkelerde hararetli tartışmalara yol açtı.

Büyükelçi Huckabee’nin Carlson’ın sorularına verdiği cevapların hemen hepsi birer skandal olarak anılmayı hak ediyordu. Ancak en çarpıcı olanı, şu sualin ardından geldi:

“Daha önce üç kez, Tanrı’nın bu toprakları bu halka [İsraillilere] verdiğini söylediniz… Hangi topraktan bahsediyorsunuz? Şimdiye kadar pek çok kez okuduğum Tekvin 15’i yakın zamanda tekrar okudum ve [vaad edilen] o toprak, Nil’den Fırat’a uzanıyor, ki bu aslında bütün Orta Doğu demek… Bu ne mânâya geliyor? İsrail’in bütün bu topraklarda mı hakkı var?”

Huckabee bugün için bile şok edici olabilen bir açık sözlülükle cevap verdi:

“Hepsini almaları iyi olur.”

Böylesine çılgınca bir fikri, makâmı itibariyle herkesten daha mûtedil olması beklenecek bir büyükelçiden duymak fazlasıyla sarsıcı olsa da, Huckabee bu görüşleriyle Amerikan siyaset ve devlet adamları arasında asla bir istisna teşkil etmiyor. ABD’nin en hayatî mevkilerinde vazife alan insanların geçtiğimiz yüzyıldan bu yana İsrail’in menfaatlerini gözetmeleri, hatta çok defa Amerikan çıkarlarının bile önünde tutmaları epeydir sır değil. Siyâsî, iktisâdî, askerî, dinî ve ideolojik sebepleri bulunan bu durum, bilhassa son iki buçuk senedir Amerikalılar tarafından da ciddî sûrette tartışılıyor. “Dünyayı idâre eden siyonistler”den bahsetmek artık aklı başında hiç kimse tarafından komplo teorisyenliği muâmelesi görmüyor. Dünyanın güçlü merkezlerinin üzerine ağlarını örmüş olan bu kontrol mekanizması hakkında ben de bazı okumalarda bulundum ve öğrendiklerimi bir yazı hâline getirmek istedim.

Önce Amerika’nın en zengin iş adamlarından biri olan Sheldon Adelson (1933-2021) ile eşi Miriam Adelson (1945-) tarafından yürütülen faaliyetlere bakacak, Adelsonların ABD tarafından izlenen “Orta Doğu” ve Filistin/İsrail politikalarına nasıl yön verdiklerini inceleyeceğiz. İnsanların iptilâlarından milyar dolarlar kazanmış bir iş adamı ile madde iptilâsı sahasında çalışmış bir hekimi birleştiren dâvanın ne olduğunu göreceğiz.

Ardından, soğuk savaş yıllarının en büyük espiyonaj krizlerinden biri olan Jonathan Pollard hâdisesine dâir bir parantez açacağız. Doğup büyüdüğü ülkenin istihbarat sırlarını İsrail’e sızdırdığı için ABD’de müebbed hapse mahkûm edilmiş bir casusun hapishaneden nasıl kurtarıldığını okuyacak, ABD-İsrail münâsebetleri bakımından mühim bir kilometre taşı oluşturan bu hâdisenin detaylarında tanıdık isimlerle karşılaşacağız.

En son olarak, Adelsonlar’ın gölgesinin düştüğü bir başka noktaya, Batı Şeria’ya gözlerimizi çevirecek ve bu bölgede 2026 başından beri yaşanan trajik gelişmelere tanık olacağız. İsrail hükûmetinin 8 ve 15 Şubat 2026 tarihlerinde aldığı kararlar, İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak planlarında yeni bir safhaya geçildiğini gösteriyor. Netanyahu’nun koalisyon ortağı, Maliye Vekîli ve Yerleşimler İdâresi reisi olan Bezalel Smotrich coşkulu konuşmalar yaparak “Filistin’in gömülmesi” olarak vasıflandırdığı bu adımlardan duyduğu heyecanı kalabalık siyonist gruplara aktarıyor. İsrail’in Gazze’de işlediği soykırım suçunu, Filistin’in diğer yanında hızlanarak sürdürdüğü etnik temizliği perdelemek üzere fırsata çevirmiş olduğunu maalesef söyleyebiliriz.

Bu yazının çerçevesini oluşturan aktörler, hâdiseler ve mekanizmalar, İsrail’in pervasızca sürdürdüğü cinâyetler ile Washington’dan gelen sarsılmaz destek arasındaki irtibâtı anlamak bakımından büyük ehemmiyet taşıyor.

Trump: “Ben sözümü tuttum, değil mi Miriam?”

ABD Cumhurreisi Donald Trump 13 Ekim 2025 tarihinde İsrail Parlamentosu Knesset’e hitap ederek o güne kadar İsrail için yaptıklarını hatırlattı. Sık sık alkışlarla bölünen konuşmasında verdiği sözleri tutmakla övündü:

“Ben sözümü tuttum. Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdım ve ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıdım. Değil mi Miriam? Miriam ve Sheldon, Oval Office’e gelirlerdi. Beni ararlardı. Beyaz Saray’ı herkesten daha fazla ziyâret etmişlerdir sanırım. Bakın [Miriam] orada ne kadar mâsum oturuyor. Banka hesabında 60 milyar dolar var, 60 milyar!.. Ve o İsrail’i seviyor. Kocası çok agresif bir adamdı ama onu severdim, beni desteklerdi. Beni arardı, “Gelip seninle görüşebilir miyim?” derdi. “Sheldon,” derdim, “ben ABD reisiyim. Bu işler öyle yürümüyor.” Yine de gelirdi. Mes’ûliyet sâhibiydiler. Beni Golan Tepeleri hakkında düşünmeye iknâ edecek kadar – ki bu, muhtemelen şimdiye kadar olan en harika şeylerden biri.”

İsrail’in Amerikan siyâseti üzerindeki nüfûzundan bahsedildiğinde akla hemen AIPAC (Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi) gibi kuruluşlar geliyor. Kongre ve senato seçimleri sırasında, seçildikten sonra İsrail’i desteklemeleri şartıyla, uygun görülen namzetlerin seçim kampanyalarına milyonlarca dolar bağışlıyor, İsrail’in menfaatlerine hizmet etmeyeceği düşünülenleri ise – rakiplerini desteklemek sûretiyle – eliyorlar. AIPAC, resmî internet sitesinde, kendilerinin desteklediği namzetlerden %96’sının 2024’teki genel seçimleri kazanarak “Kongre’de İsrail’e olan desteği güçlendirdiklerini” övünerek ilan ediyor. Ancak siyasî bağışlar yoluyla işleyen bu kontrol mekanizmasının iki kişide tecessüm ettiğini söyleyebiliriz: 2021’deki ölümüne kadar Amerika’nın en zengin iş adamlarından biri olan kumarhâneler milyarderi Sheldon Adelson ile eşi Miriam Adelson.

Soldan Sağa:  Sheldon Adelson, Donald Trump ve Miriam Adelson, İsrailli-Amerikan Konseyi’nin (IAC) 2019 yılında Florida’da düzenlenen zirvesinde.

Avrupa Yahudisi bir âilenin oğlu olarak 1933’te doğan Sheldon Adelson, çok erken yaşlarda ticarete atılmış, farklı sektörlerde boy gösterdikten sonra 1980’lerin ikinci yarısında kumarhâne işletmeciliğinde karar kılmıştı. Amerika’nın farklı eyâletlerinde başlayan serüven, daha sonra Çin ve Singapur’da inşa edilen ultra-lüks kumarhânelerle neticelenmiş, Adelson’ı ülkesinin ve dünyanın en zengin iş adamlarından biri yapmıştı.

Ancak Adelson’ı gerçek bir “kingmaker” (taç-giydirici veya kral-seçici diye mi çevirmeliyiz?) hâline getiren Miriam Farbstein ile yaptığı ikinci evlilikti. Polonya Yahudisi bir âileden gelen Miriam 1945 yılında İngiliz mandası altında bulunan Filistin’de doğmuş, koyu bir siyonist olarak İsrail ordusunda askerlik yapmıştı. Tıp tahsilini Tel Aviv’de tamamladıktan sonra Amerika’ya gelmiş, Rockefeller Üniversitesi’nde madde iptilâsı [drug addiction] sâhasında araştırmalar yürütmüştü. 1991 yılında, insanların iptilâları üzerinden büyük servetler kazanmış bir milyarderle, yani Sheldon Adelson ile evlenmişti.

Sheldon Adelson’ın o zamana kadar İsrail ile bütün münâsebetinin birkaç ziyaretle sınırlı olduğu düşünülüyor. Ancak Miriam ile evliliği onu İsrail’in hâmiliğini üstlenen siyonist zenginler silsilesinin güçlü bir halkasına dönüştürecekti.

“Bütün İslamcılar terörist olmasa da bütün teröristlerin İslamcı olduğunu” söyleyen Sheldon, bilhassa 2000’lerden itibaren Cumhuriyetçi Parti üzerinde büyük bir tesir gücü edindi. George W. Bush’a yaptığı bağışlar ve telkinlerle dikkat çekti. Hatta 2008’de New Yorker’da çıkan bir yazıya göre, Bush bir defasında “Bana bağıran çılgın Yahudi milyarder” diye bahsettiği Sheldon hakkında İsraillilere dert yanmıştı.

Sheldon Adelson, 2007 yılında Filistin İdâresi lideri Mahmud Abbas ile İsrail başvekili Ehud Olmert arasındaki barış görüşmelerini baltalamak için ABD ve İsrail’deki nüfûzunu kullanmaktan geri durmamış, aynı yıl İsrail’de kurduğu Israel Hayom gazetesinin de yardımıyla hem Olmert’in devrilmesinde hem de yerine Benjamin Netanyahu’nun gelmesinde rol oynamıştı. O gün bugündür İsrail’de ücretsiz olarak dağıtılan ve ülkenin en tesirli gazetelerinden biri hâline gelen Israel Hayom, Başvekil Olmert’e göre her şeyden önce bu maksatla kurulmuştu.

Filistinlilere karşı uzlaşmaz tavrının da yardımıyla Adelsonlar’ın desteğini kazanan Netanyahu, bu desteği arkasında tutmayı günümüzde de başarıyor. Bu sebeple, Israel Hayom’u Netanyahu lehine çalışan bir propaganda makinesi olarak görenlerin sayısı hiç de az değil.

2012 yılında ABD’de yapılan genel seçimler Sheldon Adelson’ın ABD siyaseti üzerindeki gölgesini ölçebilmek için mühim bir örnek. Çünkü Sheldon Adelson bu seçimler sırasında Barack Obama’nın ikinci kez başkanlığa seçilmemesi için 100 milyon dolardan fazla para harcamıştı. Obama, aleyhindeki propagandalara rağmen seçimi kazanmış ve bu meseleyi 2013’teki Beyaz Saray Muhabirleri yemeğinde yaptığı mizâhî konuşmaya taşımıştı: 

“Sheldon Adelson’ın geçen yıl [hakkımdaki] negatif reklamlara kendi cebinden 100 milyon dolar harcadığını biliyor muydunuz? Böyle bir parayı harcamak için beni gerçekten beğenmiyor olmalısınız… Böyle bir parayla bir ada satın alabilir ve ona NO-BAMA ismini verebilirdiniz. Sheldon, yarıştan çekilmem için 100 milyon doları bana verseydi kendisi için daha iyi olurdu. Muhtemelen bunu almazdım –  ama bir düşünürdüm.”

Adelson’ın Obama’ya muhâlefetinin muhtelif sebepleri vardı. Obama’nın “Orta doğu” politikasından duyduğu memnûniyetsizlik bunlardan biriydi. Adelson, mesela İran ile diplomatik görüşmeler yürütülmesine şiddetle karşı çıkıyor ve İran ile müzâkere etmenin tek bir yolu olduğunu dile getiriyordu. “İsrail’e yönelik İran tehdidi” hakkında New York’taki Yahudi üniversitesi Yeshiva’da düzenlenen bir panelde şunları söylemişti: 

“Ne hakkında müzakere edeceğiz? Ben olsam şöyle derdim: “Bakın oradaki [İran’daki] çölü görüyor musunuz?” Telefonunu kaldırırsın, Nebraska’da bulunan bir yeri ararsın ve “Tamam, gönderin.” dersin. Atomik bir silah, balistik füzeler yoluyla, çölün ortasına iner ve kimseye bir zarar gelmez… Sonra dersin ki, “Gördünüz mü? Bir sonraki Tahran’ın ortasına düşecek. Burada iş konuşuyoruz. Yok olmak mı istiyorsunuz? Öyleyse devam edin, sert tavrınızı sürdürün ve nükleer gelişmenize devam edin.”

Sheldon Adelson, imzâcıları arasında Obama hükûmetinin de bulunduğu İran Nükleer Anlaşması’na şiddetle itiraz ediyordu ve Obama’nın halefi Donald Trump’ın bu anlaşmadan çekilmesini sağlamaya çalışacaktı. The Guardian’da çıkan bir yazıya göre, İran’ın konuşulması değil bombalanması gereken bir devlet olduğuna inanan “şâhin” diplomat John Bolton’ın Trump tarafından Millî Güvenlik Müşâvirliği’ne getirilmesinde Adelson’ın rolü büyüktü. Bolton, kendisinden bekleneni yapmış ve Trump’ın bu anlaşmayı ortadan kaldırmasını sağlamıştı. Bu, İsrail hükûmetinin de sabırsızlıkla beklediği bir andı.

Sheldon Adelson ile Trump arasındaki münâsebet bununla sınırlı değildi elbette.

Adelson, bir başka mülâkâtında “Zenginler dışında hiç kimseden yorum almıyorum. Mâdem bu kadar akıllısın, neden zengin değilsin ki?” demişti. Bu sebeple, milyarder bir emlak zengini olan Donald Trump, dâimâ en kârlı anlaşmayı kovalayan pazarlıkçı tavrıyla Adelson’ın tam da ihtiyaç duyduğu siyasetçi olmalıydı. Birkaç sâniye arayla birbirini nakzeden yorumlar yapmasına alışmak zorunda kaldığımız Trump, gariptir ki başkanlığının ilk devresinden hemen önce, 2015 tarihli bir tweet’inde, Adelson’ın artan nüfûzuna işaret etmiş, hatta kendisinin Cumhuriyetçi Parti içindeki rakibi (şu anda ABD’nin Hâriciye Vekîli olan) Marco Rubio’yu Adelson tarafından “mükemmel, küçük bir kuklaya” dönüştürülmeye elverişli olduğu için küçümsemişti – ikinci planda kalmayı asla kabullenemeyen Donald Trump, günün sonunda kimin daha “mükemmel” olacağını Sheldon’a ispat edebilmiş olmalı.

Trump’ın 13 Ekim 2015 tarihli tweeti: “Sheldon Adelson, Rubio’ya büyük paralar vermek istiyor çünkü onu kendi küçük, mükemmel kuklasına dönüştürebileceğini düşünüyor. Katılıyorum!”

Sheldon Adelson ve eşi Miriam, 2016, 2020 ve 2024 seçimlerinde Trump’ı ve diğer cumhuriyetçi namzetleri desteklemek üzere en az 600 milyon dolar harcamışlar ve alışılmamış derecede “cömert” olan bu bağışlar karşılığında Trump’tan bazı sözler almışlardı. Trump, “Ben sözümü tuttum, değil mi Miriam?” derken bunu kasdediyordu.

Trump’ın tuttuğunu bildiğimiz sözleri arasında şunlar yer alıyor: Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması (2017), Batı Şeria’daki İsrail yerleşimlerinin ABD nezdinde milletlerarası hukûku ihlal etmediğinin ilanı (2019), 1967’den beri İsrail işgali altında bulunan Golan Tepeleri’nin İsrail toprağı olarak tanınması (2019).

Sheldon Adelson ölümünden önce bu adımların üçünü de gördü. İsrail Devleti’nin yetmişinci kuruluş yıldönümüne denk gelen 14 Mayıs 2018’de Kudüs’teki ABD Büyükelçiliği’nin açılışına bizzat katıldı. Büyükelçiliğin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınması için yapılan harcamaların bir kısmını üstlenmekle kalmadı, ABD’yi tâkiben büyükelçiliğini Kudüs’e nakletme planlarını duyuran Guatemala’nın resmî delegasyonunu da bu açılışa kendi jetiyle taşıdı.

Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması Gazze sınırında başlayan büyük protestoları tetikledi. “Great March of Return” [Büyük Geri Dönüş Yürüyüşü] ismini taşıyan protestolar sırasında (BM’nin müşâhedelerine göre büyük ekseriyeti barışçıl davranan) 200’den fazla Filistinli gösterici İsrail askerleri tarafından katledildi. Aralarında 46 çocuğun da bulunduğu bu ölülerin 62’si 14 Mayıs 2018 günü hedef alınmıştı. Bu sırada, ABD’nin Kudüs’teki yeni Büyükelçiliği’nin açılışı devam ediyordu. Birleşmiş Milletler’e (UNOCHA) göre İsrail mermilerine hedef olarak yaralanan binlerce Filistinliye karşılık, İsrail askerleri bir ölü, yedi yaralı vermişlerdi.

İdâre heyetinde Sheldon Adelson’ın da bulunduğu Cumhuriyetçi Yahudi Koalisyonu’nun (RJC) Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıması üzerine 7 Aralık 2017 tarihli The New York Times gazetesine tam sayfa hâlinde verdiği reklam: “Başkan Trump. Söz verdin. Sözünü tuttun. Kudüs’ü İsrail’in ebedî başşehri olarak tanıma cesaretini gösterdiğin için teşekkürler.”

2021 yılında ölen Sheldon Adelson’ın İsrail ve ABD bayraklarına sarılı tabutu Tel Aviv’de Benjamin Netanyahu tarafından karşılandı ve Kudüs’te bulunan Zeytin Dağı’nda, Kubbetü’s-sahra’nın tam karşısına düşen bir mezara gömüldü.

Donald Trump, bir konuşmasında Sheldon Adelson’ı yâd ederken “He loved… Israel.” demişti. Boston doğumlu bir Amerikalı olan Adelson’ın aslında hangi ülkeyi sevdiğini söylemeden önce duraklayıp düşünmekte de haklıydı, sonunda “İsrail” demekte de.

Sheldon’ın ölümünden sonra Miriam Adelson, kocasının sadece servetini değil, ABD ve İsrail siyasetlerine yön verme rolünü de devraldı. İsrail’in hâmisi ve Trump’ın en önde gelen bağışçısı olmayı sürdürdü. Trump’ın bütün İsrail Parlamentosu önünde doğrudan Miriam Adelson’a hitap etmesinin sebebi buydu. Trump, iki ay sonra Beyaz Saray’da düzenlenen Hanuka resepsiyonunda da Miriam’ı kürsüye davet etmiş ve “Biri size 250 milyon dolar verdiyse merhaba demesine imkân vermeniz gerekir.” demişti. Adelson ise selam vermekle yetinmeyerek şunları söyleyecekti: “Biraz önce Alan Dershowitz ile konuşuyordum, bana bir dört yıl daha [başkanlık yapmanız] hakkındaki hukûkî şeyden bahsetti. Dedim ki, “Alan, sana katılıyorum. Bunu yapabiliriz!”

Miriam, “hukûkî şey” derken, ABD cumhurreislerinin iki devreden (8 yıl) fazla başkanlık yapmalarını yasaklayan anayasa maddesini kasdediyor olmalıydı. Adelson’ın bahsettiği Alan Dershowitz ise geçmişte Harvard Üniversitesi’nde hukuk profesörlüğü yapmış meşhur bir hukukçu. İsrail’in sıkı bir destekçisi olan Dershowitz, geçmişte avukatlığını yaptığı Jeffrey Epstein ile olan bağları sebebiyle de son derece tartışmalı bir figür. Dershowitz, 2020’deki ilk azil duruşması sırasında Donald Trump’ın hukuk takımında da yer almıştı.

Donald Trump, Miriam Adelson’a ABD’nin en yüksek sivil nişanı olan “Hürriyet Madalyası”nı takdim ediyor, 16 Kasım 2018.

Miriam Adelson’ın 2024’teki son seçimlerde Trump’tan istediği sözün ne olduğu çokça tartışıldı. Yaygın rivâyete göre bu, Batı Şeria’nın ABD tarafından İsrail toprağı olarak tanınmasıydı. Böyle bir karar, İsrail’in 1967’den beri işgal ettiği Filistin topraklarını resmen sınırlarına katması ve Gazze dışında bütün Filistin’in haritalardan silinmesi mânâsına gelir – Netanyahu’nun 2023 yılında Birleşmiş Milletler’de gösterdiği İsrail haritasının gerçekleşmesi de diyebiliriz. Her ne kadar Trump böyle bir niyet taşımadığını müteaddiden söylemiş olsa da İsrail’in Batı Şeria’da attığı son adımlar vahim şüpheler uyandırıyor. BM Genel Sekreter Yardımcısı Rosemary DiCarlo’nun ifâdesiyle, “Batı Şeria’nın tedrîcen ve fiilen (de facto) ilhâkı” ile karşı karşıya olduğumuz yönündeki işaretler maalesef günden güne güçleniyor.

Yalnız, Batı Şeria’daki son gelişmelere bakmadan önce İsrail-ABD münâsebetlerine dair bir parantez açmak istiyorum. Çünkü ne Adelson husûsî jetiyle yalnızca Guatemala delegasyonunu taşımıştı ne de Büyükelçi Huckabee’nin “vaad edilmiş topraklar” hakkındaki açıklaması onun tartışmalı ilk hareketiydi.

ABD’ye Hıyânet, İsrail’e Sadâkat: Jonathan Pollard Hâdisesi

ABD mahkemeleri 1987 yılında Jonathan Pollard isimli bir Amerikan vatandaşını müebbed hapse mahkûm etti. 1954 yılında Yahudi bir ailenin oğlu olarak doğan Pollard, Amerikan Donanması’nda İstihbarat Analisti olarak çalışıyordu. Suçu, ABD istihbaratına ait sayısız belgeyi İsrail’e sızdırmaktı. ABD’nin o tarihteki Müdâfaa Vekîli olan Caspar Weinberger’e göre, Pollard’ın 1984-85 yıllarında İsrail’e teslim ettiği gizli belgeler (yaklaşık 10 metreküp hacminde) büyük bir asansör kabinini doldurabilecek miktardaydı. Soğuk Savaş yıllarında meydana gelen böylesine ciddi bir istihbarat açığının ABD için korkunç neticeleri olabilirdi.

1985 yılında tutuklanan Pollard, müdâfaasında ülkesinin istihbarat sırlarını İsrail’i korumak için sızdırdığını, ABD İstihbaratı’nın bu belgeleri paylaşmayarak İsrail’i tehlikeye atmış olduğunu söylemişti. İsrail bu espiyonajda dahli olduğunu 1987’de, Pollard’a ödeme yaptığını ise 1998’de itiraf etti. 1995 yılında da Pollard’ı, henüz hapisteyken, İsrail vatandaşlığı ile mükâfatlandırdı.

Pollard soruşturması devam ederken ABD, Aviem Sella isimli bir İsrailli’yi sorgulamak istedi. İsrail Hava Kuvvetleri’nde subay olan Sella, Jonathan Pollard’ı İsrail İstihbaratı’na bağlayan kişiydi ve Pollard’ın tutuklandığını haber alır almaz ABD’den kaçmayı başarmıştı. İsrail Sella’nın sorgulanmasına ancak bir şartla müsaade edeceğini bildirdi: ABD’nin Sella’ya dokunulmazlık sağlamasını istiyordu. Yakın bir müttefikinden art arda gelen darbeleri hâlâ hazmetmeye çalışan ABD bu şartı kabul etmedi. İsrail’in cevabı ise daha da ileri giderek Sella’yı Tel Nof Hava Üssü’nün kumandanlığına getirmek oldu. Bu hamleyle beraber, iki devlet arasındaki münâsebetler iyice gerildi. ABD Kongresi, İsrail’e yardımları kesmeyi tartışmaya başlayınca İsrail, Aviem Sella’nın istifa ettiğini duyurdu. 

Ne var ki, bu casusluk skandalındaki rolü ortaya çıkmış olsa da, Aviem Sella ABD tarafından hiçbir zaman sorgulanamadı. ABD’de gıyâben mahkûm edilmesine rağmen İsrail’de problemsiz bir şekilde yaşamayı sürdürdü. Donald Trump, birinci başkanlığının son günü olan 20 Ocak 2021’de makamına mahsus salahiyetini kullanarak Aviem Sella’nın suçlarını tamamen bağışladığını ilan etti. Beyaz Saray’dan yapılan resmî açıklamada şöyle deniyordu:

Aviem Sella’nın af talebi, İsrail Başvekîli Benjamin Netanyahu, İsrail’in ABD Büyükelçisi Ron Dermer, ABD’nin İsrail Büyükelçisi David Friedman ve Miriam Adelson tarafından desteklenmiştir.”

Resmi bir vazifesi bulunmayan Miriam Adelson’ın başvekil ve diplomatlarla beraber zikredilmesi ilk bakışta tuhaf görünse de, bu kararda en az onlar kadar, hatta belki de daha fazla payı olduğuna hükmedebiliriz.

Sella’nın bağışlanması için uğraşan Adelsonlar’ın gerçek “kahraman” Jonathan Pollard’ı hapishane hücresinde unutmaları hiç mümkün müydü? Üstelik de İsrail için casusluk yapmaktan pişmanlık duymadığını söylemesinden sonra. Sheldon Adelson, Hukukçu Alan Dershowitz ve Mike Huckabee’nin de aralarında bulunduğu figürlerin lobi faaliyetleri sayesinde 2015 yılında şartlı olarak tahliye edilen Jonathan Pollard, yurt dışına çıkmasını yasaklayan sınırlar kalkar kalkmaz, 2020 sonunda, Tel Aviv’e uçtu. Kudüs’teki yeni hayatına başlamadan hemen önce, Ben Gurion Havalimanı’nda, bizzat Benjamin Netanyahu tarafından bir kahraman olarak karşılandı. Pollard’ı ABD’den “gerçek ülkesine” taşıyan uçak Sheldon Adelson’a âitti.

Benjamin Netanyahu, Ben Gurion Havalimanı’nda Jonathan Pollard’ı karşılıyor, 30 Aralık 2020.

Mike Huckabee de Jonathan Pollard’ı yalnız bırakmayacaktı. Büyükelçi Huckabee, Jonathan Pollard’ı geçen yaz (Temmuz 2025) ABD’nin Kudüs’teki yeni büyükelçiliğinde ağırladı. Büyükelçi’nin resmî programında yer almayan görüşme Pollard’a göre “dostâne” geçmişti. (Pollard, bu görüşmeyi takip eden aylarda Trump’ı sert bir dille tenkîd etmekten ve onun “Suudî altını uğruna İsrail’i satan bir akıl hastası” olduğunu dile getirmekten de çekinmeyecekti. Pollard’ın bu “nâzik teşekkürünün” sebebi, Trump’ın Suudî Arabistan’a F-35 satışını tasdîk edeceğini duyurmuş olmasıydı.)

Yakın zamanda siyasete atılmayı değerlendiren ve Gazzelilerin toplu tehcirini savunan Pollard, aşırı sağcı Millî Güvenlik Vekîli Itamar Ben Gvir’in tanınmış destekçilerinden biri. “Benim sadâkatim, istisnâsız olarak, İsrail’in halkına ve toprağına.” diyor.

Pollard’ın Tel Aviv’e uçuşu gibi ABD Büyükelçiliği’ne ziyareti de ABD medyasında fazla yer bulmadı. Amerikalıların, kendilerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlayamadığı hâlde, İsrail’e milyarlarca dolar bağışlayan devletlerine hıyanet etmiş bir vatandaşlarının İsrail’de gördüğü bu rağbetten hoşnut olmayacaklarını birileri düşünmüş olmalı.

ABD siyasetine yön veren en güçlü Amerikalılardan birinin devlet sırlarını satmış bir başka Amerikalıyı hapisten kurtarmak için uğraştığını ve bu hedefine ulaştıktan sonra onu Kudüs’teki yeni hayatına kendi uçağıyla taşıdığını bilmek, Amerikalılar’a neler hissettirirdi, kim bilir? Veya büyükelçilerinin bu kişiyi ABD Büyükelçiliği’nde misafir ettiğini okumak…

İsrail ile ABD arasında işte böyle bir münâsebet bulunuyor. İsrail, ABD’den aldığı milyar dolarlar sâyesinde ayakta duran bir ülke olsa da, iplerin gerçekte kimin elinde olduğu tartışılır. Üstelik, kan dondurucu detayları günden güne açığa çıkan Epstein skandalı da gösteriyor ki, bütün bunlar buzdağının yalnızca görünen yüzü.

Filistin Devleti’nin Gömülmesi”: Batı Şeria’da Neler Oluyor?

Mike Huckabee’nin büyükelçilikte ağırladığı yegâne ihtilaflı misafir Jonathan Pollard değildi. Netanyahu’nun yakın dostu ve destekçisi olan Huckabee, onun koalisyon ortakları olan aşırı sağcı bakanlar Itamar Ben-Gvir ile Bezalel Smotrich’i de elçilikte konuk etmişti.

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin 12 Haziran 2025 tarihli paylaşımı: Maliye Vekîli Bezalel Smotrich ile Millî Güvenlik Vekîli Itamar Ben-Gvir’i, beş ülkenin gülünç yaptırım kararlarının ardından, ABD Büyükelçiliği’nde ağırlamaktan memnuniyet duyuyorum. Rezil bir ikiyüzlülük.”

Filistinlilerin en ağır işkencelere uğradığı İsrail hapishânelerinden ırkçı videolar çekmesiyle tanıdığımız Ben Gvir, Sumud Filosu aktivistlerini göstererek “Teröristler!” dediği videosuyla da hâfızalarımıza kazınmış bulunuyor.

Hâlihazırda İsrail’in Mâliye Vekili olan Bezalel Smotrich ise hiçbir bakımdan Ben Gvir’in gerisinde kalmayan radikal bir siyonist. Öyle ki, 2005 Temmuz’unda, İsrail’in Gazze’den çekilmesine yönelik protestolar devam ederken arabasında 700 litre petrol ile yakalanmış, terör saldırısı hazırlığında bulunduğu şüphesiyle tutuklandıktan üç hafta sonra serbest bırakılmıştı.

Bezalel Smotrich’i daha yakından tanımak için, Trump’ın damadı Jared Kushner tarafından gösterilen “Gazze’nin yeniden inşâsı” planları hakkında Ocak 2026’da kurduğu şu cümlelere bakmak yeterli olsa gerek:

“Bakın, ortada dünyanın en profesyonel insanları tarafından hazırlanmış bir iş planı var. Şu anda Başkan Trump’ın masasında. Biz [Gazze’deki] bu savaşa çok para yatırdık. Ve bu tür şeyler bir gayrımenkul patlamasına dönüştüğünde [yatırılan parayı] fazlasıyla geri öder. Amerikalılarla pazarlıklara başladım. Bunu söylerken şaka yapmıyorum. Gazze’deki toprak satışlarının yüzdelerini paylaşmamız gerekiyor. Ciddi söylüyorum, yıkım kısmını biz hallettik ve bu şehir dönüşümlerinde her zaman ilk merhaledir. Şimdi inşaatı sizin yapmanız gerekiyor, ki bu çok daha ucuz.”

Batı Şeria’da kurulan illegal yerleşimlerden birinde yaşayan Smotrich, 1967 yılında işgal edilen bu bölgenin İsrail tarafından önce fiilen, ardından da resmen ilhak edilmesini yüksek sesle müdafaa ediyor. Milletlerarası hukuku pervâsızca ihlal eden bu dâvâsında asla yalnız olmasa da başı çeken figürlerden biri. 

Dindar Siyonist Partisi lideri olan Smotrich, Netanyahu ile yaptığı koalisyon anlaşmasının gereği olarak 2023 yılında kurulan “Judea ve Samaria Yerleşimler İdâresi”nin de başında bulunuyor. (Judea ve Samaria, İsraillilerin Batı Şeria’ya verdikleri isimler.) Filistin topraklarındaki İsrail “yerleşim”lerini kontrol eden bu idârenin otoritesi, Haziran 2024’te daha da genişletilmiş, İsrail’in bölgedeki askerî idâresinin salahiyetleri Yerleşim İdâresi’ne devredilmişti. İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarında yaşayan İsrailli yerleşimcilerin idâresini ordudan alıp sivil bir müesseseye devretmesi de facto (fiilen) ilhâka doğru atılmış büyük bir adımdı.


Şimdi, Batı Şeria’nın tam olarak neresi olduğunu kısaca hatırlayalım. Filistin ve İsrail dediğimizde aslında üç mıntıkadan bahsediyoruz:

(1) İsrail’in 1948 sınırları,

(2) Gazze,

(3) Doğu Kudüs’ün de dâhil olduğu Batı Şeria.

“İsrail” denildiğinde çoğu zaman İsrail’in 1948 sınırları kasdedilir. “İşgal Edilmiş Filistin Bölgeleri” [Occupied Palestinian Territories] ise Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’yi ifade eder.

Ürdün ile Filistin’i birbirinden ayıran Şeria nehrinin batı yakasında bulunması sebebiyle Batı Şeria adıyla anılan bölge, Gazze şeridinden (365 kilometrekare) yaklaşık on beş kat daha geniş bir sâhaya, 5.655 kilometrekareye yayılıyor – takrîben İstanbul’un resmî sınırları kadar.

Filistin Kurtuluş Organizasyonu (FKO) lideri Yâsir Arafat ile İsrail Başvekîli Yitzhak Rabin arasında 1993 ve 1995 yıllarında gerçekleşen Oslo Görüşmeleri neticesinde Batı Şeria ile Gazze topraklarında bir Filistin İdâresi (Palestinian Authority, PA) kurulmuştu. Gazze’nin 2007’de Hamas kontrölüne girmesiyle beraber, Filistin İdâresi, Batı Şeria ile sınırlanmış oldu. Aslında Batı Şeria’nın küçük bir bölümü demek daha doğru olur, çünkü Oslo Görüşmeleri Batı Şeria’yı “geçici olarak” üç mıntıkaya ayırmıştı:

A Bölgesi: Batı Şeria topraklarının %18’ini oluşturuyor. Bu bölgenin askerî ve idârî kontrolü Filistin İdâresi’ne âit.

B Bölgesi: Batı Şeria topraklarının %22’sini oluşturuyor. Askerî kontrol İsrail’e, idârî kontrol Filistin İdâresi’ne âit.

C Bölgesi: Batı Şeria topraklarının %60’ını oluşturuyor. Askerî ve idârî bütün kontrol İsrail’e âit. Oslo Anlaşmaları’na göre İsrail’in bu bölgeyi Filistin İdâresi’ne devretmesi gerekiyordu. Ancak bu, hiçbir zaman tahakkuk etmedi. Batı Şeria’da Filistinlilere ait olan ve son 15 yıl zarfında İsrail rejimi tarafından yıkılan binaların %75’i bu bölgede yer alıyordu. ABD Büyükelçisi Huckabee, bu yazının başında bahsettiğim röportajında, “C Bölgesi’nin İsrail toprağı olduğunu” ileri sürdü.

Oslo Anlaşmaları ile üçe bölünen Batı Şeria’nın A, B ve C bölgeleri (Aljazeera)

Batı Şeria’yı üç parçaya bölen Oslo Anlaşmaları’ndaki rolü sebebiyle “İsrail toprakları”nı “teröristlere” vermekle suçlanan ve Benjamin Netanyahu’nun öncülük ettiği bir karalama kampanyasının ardından suikasde uğrayan Başvekil Yitzhak Rabin’in öldürülmesinin üzerinden 30 yıl geçti. Bugün Filistin’in Batı Şeria topraklarında 3 milyon Filistinliye karşılık, sayıları devamlı artan 700 bin İsrailli “yerleşimci” yaşıyor. İsrailli yerleşimcilerin Batı Şeria’da kurdukları 250’den fazla “yerleşim,” Filistinlileri kendi vatanlarında esârete mahkûm etmekle kalmıyor, (Eylül 2025 itibariyle BM’deki 193 devletten 157’sinin tanıdığı) Filistin Devleti’nin de günden güne altını oyuyor. Mâliye Vekîli ve Yerleşimler İdâresi Reisi Bezalel Smotrich, nihâî hedeflerinin “Filistin Devleti fikrinin gömülmesi” olduğunu iftiharla ilan etti – Miriam Adelson’ın Trump’tan “250 milyon dolar” karşılığında istediği söylenen sözün mânâsı bu.

İsrail hükûmeti 8 Şubat 2026 tarihinde İsrailli yerleşimcilerin Batı Şeria’da toprak satın almalarını mümkün kılan bir karar aldı. Ayrıca A ve B bölgelerinde Filistin İdâresi’ne ait olan salâhiyetlerin bir kısmı İsrail’e devredildi. Meselâ, El-Halîl (Hebron) şehrinde inşaat ruhsatları bundan sonra Filistin İdâresi değil, İsrail tarafından verilecek. Bu, Oslo Anlaşması’nın ve milletlerarası hukukun bir başka açık ihlâli.

İsrail hükûmeti, bundan tam bir hafta sonra, 15 Şubat’ta ise Mâliye Vekili Bezalel Smotrich, Adâlet Vekili Yariv Levin ve Müdafaa Vekili Israel Katz tarafından teklif edilen bir planı kabul ederek Batı Şeria’da bulunan arazilerin devlet toprağı olarak kaydedilmesinin yolunu açtı. Bu, İsrail’in 1967’deki işgalden kısa bir müddet sonra askıya aldığı arazi kayıtlarının yeniden başlayacağı mânasına geliyor.

8 ve 15 Şubat tarihli bu kararlara göre, İsraillilerin Batı Şeria’daki toprak alımları kolaylaştırılarak Tel Aviv’de olduğundan farksız hâle getirilecek. Ayrıca Batı Şeria’da yaşayan Filistinliler’in kendilerine âit olduğunu – İsrail’in geçerli kabul edeceği bir şekilde – ispat edemediği topraklar, devlet mülkiyeti ilan edilecek. Batı Şeria’nın işgalinin altmışıncı yılına girilirken, Filistinlilerin kendi topraklarına sahip olduklarını İsrail rejimi nezdinde ispat edebileceklerini düşünmek maalesef gerçekçi görünmüyor.

Trump, bu adımlar sebebiyle İsrail hükûmetini doğrudan tenkid etmedi ancak bir röportajında “stabil bir Batı Şeria’nın İsrail’i güvende tutacağını” söyleyerek ilhâkı hâlâ desteklemediğini ifade etti. Ne var ki, Trump’ın duruşunu “resmen ilhak etmediği müddetçe İsrail’in Batı Şeria’ya dilediğini yapabileceği” şeklinde tefsîr eden mütehassıslar haklı olabilirler. Gazze’de yaptığı soykırımdan sonra itibarı bütün dünya nezdinde paramparça olan İsrail, Batı Şeria’daki planlarını daha sessiz adımlarla ve zamana yayarak gerçekleştirmeyi planlıyor gibi görünüyor. İsrail’in bu bölgede onlarca yıldır yaptıkları hatırlandığında, yeni bir plana değil, mevcut planın yeni bir safhasına geçildiğine şâhid olduğumuzu düşünmek daha mâkul.

Batı Şeria’da Filistinliler “yerleşimci” şiddetine mâruz kalıyor, hâdise yerine gelen İsrailli “güvenlik” güçleri mütecâviz yerleşimciler yerine mağdur Filistinlileri tutukluyor. Silahlı yerleşimcilerin tehditleri sebebiyle mahsullerini toplamaya gidemeyen Filistinlilerin arazileri “terk edilmiş” sayılarak ellerinden alınıyor. Her gün evlerinden işlerine giderken sayısız kontrol noktasından geçmeye mecbur edilen Filistinliler, sonu gelmeyen kuyruklarda sıra beklerken aşağılama ve şiddetin en acımasız şekillerine uğruyorlar. Âniden ilan edilen (veya kaldırıldığı gibi tekrar ilan edilen) sokağa çıkma yasakları sırasında dışarı çıktığı için keskin nişancılara hedef olan Filistinlilerin sayısı bilinmiyor.

Batı Şeria’daki Filistinliler’e onlarca yıldır inşaat ruhsatı vermeyen İsrail, insanların yaşamak için zarûreten inşa ettikleri evleri – psikolojik ve ekonomik zararı olabildiğince artırmak için – inşaat tamamlandıktan ve âileler taşındıktan sonra yıkıyor. Üstelik inşaat ruhsatı verme vaadiyle birçok Filistinlinin elinde avucunda olanları almaktan da geri durmuyor. Kısacası inşaat ruhsatları, çok uzun zamandır bir işgal silahı olarak kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler İnsânî Yardım Koordinasyon Ofisi’ne (UNOCHA) göre, İsrail Batı Şeria’da 2009’dan bu yana Filistinlilere âit en az 14.000 binayı yıktı. Yıkılan binaların sayısında 2023’ten bu yana ciddi bir artış görülüyor.

Bugüne kadar Filistinlilerin “ruhsatsız” evlerini yıkan İsrail, geçtiğimiz ay aldığı kararların ardından şimdi de “devlet arazilerini işgal eden” Filistinlileri tahliye ediyor olacak.

İşgal altındaki Batı Şeria’da İsrail tarafından yıkılan binaların yıllara ve bölgelere göre dağılımı (UNOCHA)

İsrail’in kendisine vaad edildiğini öne sürdüğü topraklarda tatbik ettiği ve Büyükelçi Huckabee’nin Nil’den Fırat’a kadar hükmetmesini dilediği rejim işte bu.

Bunun için Filistin’de yaşananlar ne sadece Filistinlilerin problemi ne Arapların ne de Müslümanların. Bütün bunlar, bu coğrafyada, hatta dünyanın dört bir yanında yaşayan herkes için büyük bir tehdide işaret ediyor. İsrail rejimi, kendisini korumak için gerekirse bütün yeryüzünü ateşe vermekten geri durmayacaktır. Bu sebeple, Filistinliler sadece kendileri için değil, bütün bir insanlık adına direniyorlar.

İsrail’in hemen hiçbir sınırlamaya uğramaksızın dilediğince hareket edebilmesi ve her adımında ABD tarafından desteklenip kollanacağından emin olabilmesi, büyük ölçüde Sheldon ve Miriam Adelson gibi figürlerin temsil ettiği siyasi bağış mekanizmalarından kaynaklanıyor. Bir devleti idare eden insanları birer birer kontrol altına aldığınızda, o devletin sizi alakadar eden meselelerde nasıl tavır alacağına, hatta bu tavrını sorgulayan vatandaşlarını (ABD üniversitelerinde düzenlenen soykırım aleyhtârı protestolarda görüldüğü üzere) ne şekilde cezalandıracağına karar verebiliyorsunuz. Artık “güçlü olanın” sözünün geçmediğine inanılan bir ülkede bile, hakikaten güçlü olanların umursadığı bütün meselelerde onların sözü geçiyor. Güçlüleri huzursuz eden “güçsüzler” muhtelif biçimlerde cezalandırılıp engellenirken, güçlülerin yaptıkları bütün dünya tarafından bilinse bile yanlarına kalıyor. İşlerin gerçekten kontrolden çıktığı zamanlarda da, olsa olsa, muhkem kalelerinin kapılarını aralıyor ve kurdukları ağın ehemmiyetsiz bir figüranını önümüze fırlatarak “İşte alın,” diyorlar, “suçlu burada.”

En azından bugüne kadar böyle oluyordu.

Yakın zamana kadar Filistin adını telaffuz etmenin bile terör sempatizanlığı sayıldığı ABD’de İsrail aleyhtarlığı hiç olmadığı kadar yükselmiş bulunuyor. Hem demokratlar hem de cumhuriyetçiler safından birçok Amerikalı, bunu bir tür istiklal mücâdelesi olarak gördüklerini yüksek sesle beyan ediyor. Bu sebeple, ABD halkının büyük bölümü, hatta şimdiye kadar radikal/siyâsî İslam heyûlasıyla korkutularak İsrail’i kayıtsız şartsız desteklemeye ikna edilen bazı cumhuriyetçiler bile, Trump hükûmetinin İsrail’in peşine takılarak İran’a saldırmasına karşı çıkıyor. “Önce Amerika” sloganını her seçimde bayraklaştıran, ABD’yi dünyanın diğer ucunda savaşmaktan kurtarma vaadiyle Oval Office’e gelen Trump, “Önce İsrail” parolasıyla hareket ettiği için kınanıyor ve taraftarlarının desteğini kaybetme riskiyle karşı karşıya bulunuyor.

Amerikalılar İsrail uğruna kurban verilen askerlerini uğurlarken, birçok İsrailli İran’dan sonraki hedefin Türkiye olması gerektiğini ilan ediyor. İsrail rejimi, bilhassa Gazze ve Suriye ile alâkalı hiçbir meselede Türkiye ve Katar’ın isimlerini duymaya katlanamıyor. Öncelikle ABD’ye seslendiği anlaşılan İngilizce beyanlar yoluyla “endişelerini” dile getiriyorlar. İsrail’in iki önceki başvekili Naftali Bennett, “yeni bir Türk tehdidinin ortaya çıktığını” ve “Türkiye’nin yeni İran olduğunu” söyledikten tam üç hafta sonra, 10 Mart’ta, Bloomberg’e verdiği mülâkatta muhtemelen korkutucu olmasını umduğu tehditkâr bir dil kullanarak, “[Türkler] Bizi terörle çevrelemeyi denerlerse biz de boş durmayacağız.”dedi.

Adelsonlar’ın İsrail’deki propaganda makinesi Israel Hayom’da 23 Ocak 2026 günü neşredilen İngilizce bir yazıda da yine Türkiye hedef alındı: “On yıl, hatta belki daha da kısa bir zaman içinde, Ankara’daki terör destekçisi Sünnî rejim Orta Doğu’nun kontrolünü ele geçirmeye çalışacak. [İran gibi] onun da vekilleri olacak ve o da İsrail’i çevreleyerek onun hayatını sefil kılacak… Peki ya Filistinlilerin zaten ekseriyeti teşkil ettiği Ürdün Devleti Türkiye’nin tesir sahasına düşerse ne olacak? Ya Mısır düşerse? Veya Lübnan? Suriye’de yaşanan kaygılandırıcı vetirelere de dikkat etmek gerekiyor.”

Doğrusunu isterseniz, bütün bunları okuduktan sonra insan, acaba İsrail’den bakıldığında Türkiye gerçekten de bu kadar iyi mi görünüyor diye sormaktan kendini alamıyor. İsraillilerin bütün bu açıklamalarla ne yapmayı hedefledikleri âşikâr. İsrail’in bu hedefine ulaşamaması için Türkiye’nin dikkatli bir siyaset izlemesi gerektiği de öyle. Yine de, bütün dünyanın gözleri önünde güle oynaya soykırım suçu işleyebilen bir rejimin, günün sonunda kendisine karşı en büyük tehdit olarak Türkiye’yi göstermesi üzerinde durmamız gerekir. Görünüşe göre dostlarımızın da düşmanlarımızın da aradan geçen bunca zamana rağmen hâlâ Türkiye’ye yakıştırdığı bir rol var. Türkiye halkı olarak böyle bir mesuliyeti üstlenmeye ne kadar hazır olduğumuzu da ayrıca düşünmemiz gerekir.

Bugün İsrail’in kendi önünde iki büyük vazife gördüğünü tahmin edebiliriz: Mevcut güç dengeleri değişmeden “yapılması gerekenleri” tamamlamak ve bütün dünyanın önüne saçılan bazı hakikatleri mümkün olan en kısa zamanda unutturmak. Büyük bir telaşla Türkiye tehdidinden bahsetmeye başlamalarında, ABD’deki kamu efkârını kaybetmekte olmalarının da payı olduğu düşünülebilir.

2023 Türkiyesi’nin zorlu şartlarına rağmen mevcut hükûmeti tekrar iktidara taşıyanların kayda değer bir kısmı bile, onun 7 Ekim sonrasındaki Filistin siyasetini yer yer fazlaca temkinli bularak tenkit etmekten geri durmadı. İsrail’in de yakından takip ettiği bu durum, iki ülke arasındaki meselenin devletler arası münasebetlerden çok daha derin olduğunu gösteriyor – Türkiye-İsrail münasebetlerini sadece ABD ekseninden okuduğu için gerçek bir gerilimin varlığına inanmayanların bu noktayı gözden kaçırdıkları kanaatindeyim.

Bilhassa son üç yılda yaşananlardan sonra Türkiye halkı İsrail’deki apartheid rejimiyle normalleşmeye – bu Türkiye Cumhuriyeti’nin stratejik çıkarlarına bazı yararlar sağlasa bile – rıza göstermeyecektir. Bu yalnızca bir temenni değil. Türkiye’de normal şartlar altında bir araya gelmelerini belki beklemeyeceğimiz nice insanın İsrail’in karşısında birleştiklerini, omuzlarındaki kefiyelerle Filistin’in sesi olmaya çalıştıklarını görmenin verdirdiği bir hüküm. Türkiye, bu duruşuyla, İsrail nezdinde asla dost olamaz, olsa olsa korkulması gerekmeyen, tehlikesiz bir düşman olabilir.

İslâm dünyasının diğer beldeleriyle olan dinî ve tarihî bağlarından tamamen arındırılamamış bir Türkiye’nin İsrail rejimi tarafından dâimâ endişe veya şüpheyle izleneceğini söylemek yanlış olmasa gerek. Üstelik de Filistin’in, dindar müslümanları retorik ve duygu planında birleştiren güçlü bir sembol olmanın da ötesine geçtiği, zulmün acısını duyan ve karşısında duran bütün insanların müşterek dâvası hâline geldiği bir dünyada.

Hem böylesine bir uyanış çağında yaşamak hem de her türlü tehlikeye rağmen “güçlü” kātillerin karşısında durmayı göze alabilen bir milletin mensûbu olmak, şükretmemizi gerektiriyor. Şükür de, her şeyden önce, uyanmakta olanların tekrar uyutulmalarına izin vermemekle edâ edilebilir.

Bu, çağımızın mücâdelesidir.

Kaynaklar

Aljazeera, “Israel approves proposal to register West Bank lands as ‘state property,’” 15.02.2026. https://www.aljazeera.com/news/2026/2/15/israel-approves-proposal-to-register-west-bank-lands-as-state-property

Aljazeera, “Israeli security cabinet approves rules to increase control over West Bank,” 08.02.2026. https://www.aljazeera.com/news/2026/2/8/israel-security-cabinet-approves-rules-to-increase-control-over-west-bank

Aljazeera, “Trump opposes Israel’s West Bank annexation, official says, as outcry grows,” 9 Feb 2026. https://www.aljazeera.com/news/2026/2/9/trump-opposes-israeli-annexation-of-occupied-west-bank-white-house

Aljazeera, “Who is Miriam Adelson, the pro-Israel donor Trump lauded at the Knesset?” 13.10.2025. https://www.aljazeera.com/news/2025/10/13/who-is-miriam-adelson-the-pro-israel-donor-trump-lauded-at-the-knesset

Aljazeera, “Palestinian life under Israeli Occupation: An Illustrated Guide.” https://interactive.aljazeera.com/aje/2024/israel-occupation-illustrated-guide/

Amit Segal, “Erdogan emerges as Israel’s next strategic threat,” Israel Hayom, 23.01.2026. https://www.israelhayom.com/2026/01/23/erdogan-emerges-as-israels-next-strategic-threat

Anadolu Agency, “Annexation by stealth? Israeli measures in West Bank test US red lines,” 18.02.2026. https://www.aa.com.tr/en/middle-east/annexation-by-stealth-israeli-measures-in-west-bank-test-us-red-lines/3833738

BBC, “Obituary: Sheldon Adelson, the casino magnate who moved an embassy,” 12.01.2021. https://www.bbc.com/news/world-us-canada-47414850

BBC, “US says Israeli settlements are no longer illegal,” 19.11.2019. https://www.bbc.com/news/world-middle-east-50468025

C-Span, “President Obama at 2013 White House Correspondents’ Dinner (C-SPAN),” 28.04.2013. https://youtu.be/ON2XWvyePH8?si=z9U1KD9xFD6vA5zL&t=606

Chris McGreal, “Sheldon Adelson: The Casino Mogul driving Trump’s Middle East policy,” The Guardian, 8.06.2018. https://www.theguardian.com/us-news/2018/jun/08/sheldon-adelson-trump-middle-east-policy

Connie Bruck, “The Brass Ring,” The New Yorker, 23.06.2008. https://www.newyorker.com/magazine/2008/06/30/the-brass-ring

Dalia Hatuqa, “Adelson’s ‘extreme positions’ will be long felt, Palestinians say,” Aljazeera, 12.01.2021.https://www.aljazeera.com/news/2021/1/12/policies-adelson-championed-will-be-long-felt-palestinians-say

David M. Halbfinger and Isabel Kershner, “Jonathan Pollard, Spy for Israel, Gets Hero’s Welcome From Netanyahu: ‘You’re Home’,”The New York Times, 30.12.2020. https://www.nytimes.com/2020/12/30/world/middleeast/jonathan-pollard-israel-us-spy.html

Fox News, “FULL SPEECH: President Trump addresses the Knesset, Israel’s parliament,” 13.10.2025. https://youtu.be/GUerJ_UBMnU?si=PZqUKfTtXogkzGeS&t=3229

Mariam Barghouti, “The quiet conquest of the West Bank and the death of the Oslo Accords,” Aljazeera, 19.02.2026 https://www.aljazeera.com/opinions/2026/2/19/the-quiet-conquest-of-the-west-bank-and-the-death-of-the-oslo-accords

Mark Landler, “For Trump, an Embassy in Jerusalem Is a Political Decision, Not a Diplomatic One,” The New York Times. 6.12.2017https://www.nytimes.com/2017/12/06/us/politics/trump-embassy-jerusalem-israel.html

Mohammad Mansour, “Israeli plans deepen de facto annexation of occupied West Bank,” Aljazeera, 09.02.2026. https://www.aljazeera.com/features/2026/2/9/israeli-plans-deepen-de-facto-annexation-of-occupied-west-bank

Mohammed Haddad and Marium Ali, “Ten maps to understand the occupied West Bank,” Aljazeera, 16.09.2024. https://www.aljazeera.com/news/2024/9/16/ten-maps-to-understand-the-occupied-west-bank

Natan Odenheimer and Adam Rasgon, “Huckabee Hold meeting at U.S. Embassy with American who Spied for Israel,” The New York Times, 20.11.2025. https://www.nytimes.com/2025/11/20/world/middleeast/huckabee-pollard-spy-israel.html

Nettanel Slymovics, “Trump Is Desperate for Miriam Adelson’s Cash. What Will She Expect in Return?” Haaretz,  3.06.2024. https://www.haaretz.com/us-news/2024-06-03/ty-article/.premium/trump-is-desperate-for-cash-but-donors-have-conditions/0000018f-df3a-db29-a3ef-ff3a27530000

Peace Now, “Annexation Under the Radar: The Establishment of the Settlements Administration under Minister Bezalel Smotrich,”1.7.2023. https://peacenow.org.il/en/annexation-under-the-radar-the-establishment-of-the-settlements-administration-under-minister-bezalel-smotrich-report.

Simon Speakman Cordall, Bezalel Smotrich’s long struggle to annex the West Bank for Israel,” Aljazeera, 12.02.2026. https://www.aljazeera.com/news/2026/2/12/bezalel-smotrichs-gradual-struggle-annex-west-bank-israel

The White House, “President Trump Participates in a Hanukkah Reception,” 17.12.2025. https://www.youtube.com/live/u3jkA1cHPKc?si=rCqCqW8vxDrJIyYL&t=657

The White House, “Statement from the Press Secretary Regarding Executive Grants of Clemency,” 20.01.2021. https://trumpwhitehouse.archives.gov/briefings-statements/statement-press-secretary-regarding-executive-grants-clemency-012021/

Tim Hume and News Agencies, “Israel’s parliament advances bill to annex occupied West Bank” 22.10.2025. https://www.aljazeera.com/news/2025/10/22/israels-parliament-advances-bill-to-annex-occupied-west-bank

Times of Israel, “Sheldon Adelson calls on US to Nuke Iranian Desert,” 24.10.2013. https://www.timesofisrael.com/sheldon-adelson-calls-on-us-to-nuke-iranian-desert/

Tucker Carlson, “Tucker Confronts Mike Huckabee on America’s Toxic Relationship With Israel,” 20.02.2026. https://www.youtube.com/watch?v=XS7itdfgNnU

United Nations Office for the Coordination of Humanitarian Affairs, “Data on demolition and displacement in the West Bank.” https://www.ochaopt.org/data/demolition

United Nations Office for the Coordination of Humanitarian Affairs, “Two years on: people injured and traumatized during the “Great March of Return” are still struggling,” 06.04.2020. https://www.ochaopt.org/content/two-years-people-injured-and-traumatized-during-great-march-return-are-still-struggling#ftn_ref3

Yorum yapmak ister misiniz?