İskoç bir romancı var, James Grant. Hayatı boyunca 90 kadar kitap yazmış, İskoçya’nın Ahmed Midhat Efendi’si diyebiliriz belki. Romanları dışında ülkesinin tarihî mirasını işlediği kitapları da var. Bunlardan birinde kendisinden bir nesil önce yaşamış bir İskoç’un, İbrâhim Ağa’nın hikâyesi hakkında şunları söylüyor: “Mâcerâları daha önce yazılmış bütün kahramanlık hikâyelerini aşan Thomas Keith’in hikâyesine gelelim şimdi.… Daha fazlasını okuyun: Video | Medine’nin İskoç Vâlisi: Edinburghlu İbrâhim Ağa
Onun beni görmediğini, donuk bakışlarının belirsiz bir noktaya saplanıp kaldığını fark ettim. Sanki burada değil gibiydi. Belki de bugün göz göze geldiği son kişinin de kendisine yüz çevireceğinden korkuyordu.
Rûhunun türlü dertlerin boğuculuğuyla günden güne daralmış muzlim koridorlarının âniden aydınlandığını, onu bir tek nefesi olsun neşeyle almak saâdetinden mahrûm bırakan yüklerinden kurtulduğunu hissetti.
Hayatıma istikamet veren müşâhedelerimden biri, herhangi bir meslekte veya ilmî disiplinde ihtisas ve îtibar sahibi olduğu hâlde, kalabalıklara hükmeden sloganların büyüsüne tutulan ve bir türlü uyanamayan insanların varlığını fark etmem olmuştu.
Ilık bir sonbahar akşamıydı. Gökyüzü ve onun aksettiği deniz, kızıl renklerini yavaş yavaş kaybediyor; dünyanın bu köşesi, mütehakkimâne bir karanlığın hâkimiyetine bir defa daha boyun eğiyordu.
Dünyanın hiçbir köşesinde hiç kimsenin giymek istemediği bir taç (corona) kendisinden kaçanları âdeta kovalıyor ve bu kovalamacanın doğurduğu panik ve telaş, bütün beşeriyete hükmediyor.